Dünyada oranı %90’ı, bizde ise %98’i bulan aile işletmelerinin yönetimi konusu ülkemizin en önemli sorunları arasında yer alıyor. Bugün Türkiye ekonomisinde milli gelirin %90’ını aile şirketleri üretiyor. Dünyadaki milyarderlerin de %42’sinin aile şirket var. Dünyanın en zengin 10 insanının 7’si, bir aile şirketi üyesi.

Tarihsel sürecimize baktığımızda yüz yılını devirmiş şirket sayımızın iki elin parmaklarını geçmediğini görebiliyoruz.  Her ne kadar son dönemde yüz yılını devirmiş markalarımızla [1] övünsek de bu markaların birçoğunun sahiplerinin ilk kurucuları olmadığını da hatırlamak gerekiyor.

Bugün Türk aile işletmelerinin %38’i birinci, %47’si ikinci, %13’ü üçüncü ve %2’si de dördüncü kuşak temsilciler tarafından yönetiliyor. Yani ülkemizde dördüncü kuşağa geçiş yapan şirket sayımız %2’leri bile bulmuyor.

Aile Şirketlerini Nasıl Ele Almalıyız?

Bir işletmenin büyüklüğü, küçüklüğü veya kurumsal olgunluğu bir kurumu aile işletmesi yapmaz. Bir işletmenin aile işletmesi olması demek en temelde, “şirket yönetiminin aynı aileye mensup kişilerin elinde olması” demektir.

Türk aile işletmelerinde temel sorun ne yazık ki ömürlerinin çok kısa olması. Bugün ömürleri ortalama 25 yıl olan aile şirketlerimizin yapılandırılmasında, yönetim şekillerini güncellemede, kurumsallaşmaya yönelik bakış açılarında ve iyi yönetim uygulamalarında ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Durum böyle olunca ne yazık ki dünya ile rekabet edebilecek şirketler veya markalar çıkarmakta zorlanıyoruz.

Genellikle aile işletmelerinin kurucusunun ölümünden sonra şirketi de kaybediyoruz. Sonuç olarak bir yandan para ve zaman kaybederken bir yandan da ülkedeki işsizler ordusunun çoğalmasına neden yaratarak daha güçlü bir ülke olabilecekken sırf bu yüzden bundan mahrum kalıyoruz.

 

Aile İşletmesi Olmanın Olumlu Yönleri

Çeşitli kurumsal olgunlukta kurumlarla çalışmış birisi olarak zannedilenin aksine bir aile işletmesinde çalışmanın hiç de kötü bir şey olmadığını içtenlikle söyleyenlerdenim. Her ne kadar patron şirketi olmasından, aile üyelerinin köşe başlarını tutmasından dem vurulsa da bir aile işletmesi olmanın onlarca olumlu yönünden bahsetmek mümkün.

Bir aile işletmesinde insanlar birbirini tanır, birbirine değer verirler. Kurum kültürü sözde değil, özde bir  “aile ortamı” meydana getirmiştir. Bir çalışan patrona çok rahat bir şekilde ulaşabilir, derdini, sıkıntısını anlatabilir. Genelde çalışanlar arasında daha fazla yakınlık söz konusudur.

Aile işletmelerinde bürokrasi ve prosedürler az olduğu için bu işletmeler müşteriye daha yakındırlar, daha hızlı kararlar alırlar ve hemen uygularlar. Mesela bugün büyük market markaları Anadolu’da başarılı değilse inanın karşılarında küçük ama hızlı aile işletmelerinin olmasının etkisi çok büyüktür.

Türk Aile İşletmelerinin Öne Çıkan Özellikleri

Şunu baştan ifade etmekte fayda var: “Aile işletmesi var, aile işletmesi var”. Bugün ülkemizin en önemli şirketleri Koç, Sabancı, Eczacıbaşı veya Ülker gibi şirketler de birer aile işletmesi, bir Anadolu şehrinin organize sanayisinde faaliyet gösteren bir KOBİ de aile işletmesi. Hatta mahallemizin köşe başında, her gün önünden gelip geçtiğimiz bakkal bile çoğu zaman bir aile işletmesi. Konuyu bilimsel olarak ele alırsak, aile işletmelerini; yeni kurulanlar, büyüyenler, karmaşık durumda olanlar ve olgunlaşanlar diye dört kategoriye ayırabiliriz.

Bu yazıda konu edilen özellikler ise daha çok ilk üç evreyle ilgili olduğunu ifade etmek gerekir. Yani kurumsal olgunluğu ileride olan ve ülkemizin bilinen aile işletmelerinde bu bahsettiğim özelliklere rastlamayabilirsiniz.

 

Aile şirketlerinde kan bağı

Aile işletmesinde en temel konu kuşkusuz aile bağları. Aile bağları malumunuz kan ile gelir (enişteler hariç) ve insanın doğası gereği her adımda duygusallık merkezdedir. Hâlbuki işletme ise bunun tam tersi olarak para kazanmak için kurulan bir oluşumdur. Sonuçta “aile” ve “işletme” bir araya gelip, aile işletmesi kavramını ortaya çıkarınca işte frekanslar burada karışıyor. Aile kalp ile ilgiliyken, işletmecilik ise daha çok mantıkla, sistemlerle ilgilidir.

Aile işletmelerinde, aile ile işletmenin iç içe geçmiş olmasından dolayı genellikle ailenin kararlarının işletmenin kararlarını etkilemesine neden olur. İşletme içinde rasyonel değil de duygusal olarak verilen kararların ve uygulamaların çok olduğunu görürüz.

 

“Güven”in tılsımı

Aile işletmelerinde hiç kuşkusuz en tılsımlı kavram “güven”dir. Aile üyelerinin kendi içerisinde birbirine güvenmesi önemliyken, aile işletmesinde çalışan veya işletmenin iş yaptığı herkeste güven ve aile değerlerini aramak oldukça hayatidir. Aile itibarı ise çoğu zaman işin veya para kazanmanın önünde gider. Ailenin itibarının zarar görmemesi için ticari yaklaşımlardan, yeni yetişen aile üyelerinin tavır ve davranışlarına kadar birçok konu kontrol altındadır.

Aile işletmesinde genelde girişimci aynı zamanda genel müdürdür. Kurumsal işletmelerde gördüğümüz yönetim kurulu, icra kurulu gibi oluşumlardan ziyade genellikle tek adam yaklaşımıyla yönetilen, gücü tek elde toplamış bir şirket görürüz. Eğer bu kardeşlerden oluşan bir ortaklık ise de, bu kişi genelde yaşça en büyük olan kişidir.

Aile işletmelerinde yükselmek ve üst kadrolarda yer almak diploma, deneyim veya derin bilgiden ziyade yönetime yakınlığa bağlıdır. Yani kayırmacılık (nepotizm) çok fazla görülür.  Aile fertleri veya yakın akrabalar iş için uygun kişi olmadıkları halde işe alınabilirler, hatta çok ciddi hatalar yapsalar dahi görevlerinden alınamazlar, denetlenmezler veya hataları yüzlerine vurulamaz. Temel mantıkta da işletme, aile üyelerine bir çalışma ve iş kapısıdır; hangi görevde olursa olsun eğitimini tamamlayan aile üyelerinin bir şekilde bünyeye dâhil olması temel istekler arasındadır.

Aile işletmelerinde genellikle profesyonellerle çalışmaktan hoşlanılmaz. Bunun ana nedeni de başkasına güvenememe veya yanlış kararlar alarak ailenin kazanımlarına zarar verileceği inancıdır. Aile işletmeleri çoğunlukla dışa kapalı, önemli bilgileri aile dışında kimseyle paylaşmayan, karşılaştıkları zorlukları kendi içlerinde çözülmeye çalışan bir özelliğe sahiptirler. Özellikle de deneyim sahibi olmadıkları veya ilk defa karşılaştıkları problemler karşısında çoğu zaman zorlanırlar.

 

Kurumsallaşmaya yaklaşım

Aile şirketlerinde kurumsallaşma kavramından hiç hoşlanılmaz. Hatta bazı işletmelerde bunun telaffuzu bile yasaktır! Nedeni ise yapılacak yanlış hamlelerle kontrolün veya otoritenin kaybedileceği endişesidir.

Aile işletme üyeleri, ailenin veya işletmenin geleceğini düşünmeye, günü kurtarmaya çalışmaktan vakit bulamazlar. Stratejik planlar yapılmaz, uzun vadeli düşünmekse çok zor gelir. Akıllarına geldiğinde ise iş işten çoktan geçmiştir. Ne demek mi? Çocuklar büyümüştür, kurucu yaşlanmıştır, aile içinde çatışmalar çoktan şiddetlenmiştir, hatta kopmalar başlamış veya işletme artık eskisi kadar kar etmiyordur; ticaretleri kan kaybediyordur.

 

Sınırsız yetki yanılsaması

Aile işletmelerinde aile bireyleri, şirkette yetkilerini sınırsız gördükleri için bütün işleyişe müdahalede bulunmalarıyla meşhurdur. Çoğunlukla görev ve yetki tanımları çok açık ve net tanımlanmadığı için çalışanlar bile kimi zaman kimin amirleri olduğunu anlamakta zorlanırlar. Birileri bunu hatırlatmadığı sürece de mutlu mesut hayatlarına devam ederler.

Aile bireylerinin harcamaları denetlenmez veya sınırlandırılmaz. Bazı işletmelerde ise arka planda ortakların eşleri çok etkilidir. Buna kimi yerde “eltilerin etkisi” diye de isimlendirmeler yaparız. Aile bireyleri, aile ve işletmedeki rollerini birbirlerine karıştırırlar ve o rolden çıkamazlar. Yani işte de evde de “baba babadır” veya “abi abidir”. Yani kimlikler farkında olmadan birbiri içerisine sokulur, bu da işletme yönetiminde olumsuzlukları beraberinde getirir.

Kuşaklar arası yaklaşım farkı

Aile işletmelerini kuran birinci kuşak sürekli büyüme ve yeni iş kollarına girme düşüncesindeyken arkadan gelen kuşaksa rahatını düşünmeye eğilimli veya “ne gerek var” düşüncesiyle az çalışmaya isteklidir.  Kurucu ile oğulların veya torunların aynı yönlü düşündüğü ise çok nadir görünen bir durumdur.

İşletme büyürken özellikle finans, pazarlama, insan kaynakları gibi uzmanlık gerektiren alanlarda çok fazla yetişmiş insan kaynağına ve yöneticiye ihtiyaç duyarlar. Fakat profesyonellere olan olumsuz bakış açılarından dolayı bu kaynakları ya istihdam edemezler ya da işe aldıklarını uzun süre ellerinde tutamayarak kaybederler. Çoğunlukla da profesyoneller, bu kadar akrabanın olduğu şirkette kendileri için gelecek görmedikleri için müsaade isterler. Bu sonuçta bizi yüksek çalışan devir hızına götürür.

 

Kuşak geçişleri

Aile işletmelerinde haleflik planlama diye bir konudan bahsedilir. Yani kurucudan veya ilk kuşaklardan sonra tepe yönetime kimin geçeceği konusundan bahsediyorum. Kuşak geçişlerinin planlanmaması, geçiş sürecinin aile anayasası gibi kurallarla yazılı hale getirilmemesi veya çoğu zaman kardeş çocukları arasında çıkan yönetime geçme yarışı gibi meseleler, aile şirketlerinin çözemediği ana gündem maddeleri arasındadır.

Türk aile işletmelerinin diğer önemli sorunu ise, kurucular gecesini gündüzüne katıp ortaya bir başarı koymaya çalışırken aile ile yeterince ilgilenememedir. Bunun en önemli sonucu ise çocukların büyüme süreçlerinin dışında kalmaktır. Ayrıca aile refahının da zamanla artmasıyla çocukların ne isterlerse yapılması ve sonuçta da çoğu şeye çaba sarf etmeden ulaşmaları, çocukların aile işletmesini beğenmemesi veya bu kadar çok çalışmanın neden gerekli olduğu konusunu sorgulamaları da ortaya çıkabiliyor.

Kurucu, yönetici vasıflarını devam ettirebildiği ve sağlık sorunları gibi engellerle karşılaşmadığı sürece işletmeyi ve yönetimi devretmez. Kurucunun ani ölümü durumda ise aile içi çatışmalar, ihtilaflar, miras kavgaları veya aile imajına zarar veren olumsuz sonuçlarla karşılaşma ihtimalleri oldukça yüksektir.

Unutmayalım aile işletmelerinin kurumsallaşması, dünyadaki bütün işletmelerin ortak problemidir.  Aile işletmeleri, zamanla belirli bir büyüklüğe ulaşana kadar kurucunun ve ailenin bilgi, beceri ve deneyimleri yeterli olur fakat işletme büyüdükçe ailenin bilgi ve deneyimleri yetersiz kalır.

Bunu aşmak içinse, istense de istenmese de kurumsallaşma yolculuğuna girmek zorunda kalınır. Her ne kadar aile işletmeleri için “öcü olarak görülen” kurumsallaşma kavramı, işletmelerin hem ulusal hem de globalde rekabet edebilmelerine katkı sağlar. Sonuçta da aile işletmesinin ömrünün uzaması garanti edilir. Böylelikle hem aile kazanır hem de ülke.

Bir sonraki blog yazımda aile şirketlerinin kurumsallaşma adımlarını ayrıntılı bir biçimde ele alacağım.

Sağlıcakla,

Dr. Kamil BAYAR

www.kamilbayar.com

www.viaconsulting.co

www.viaacademy.co

facebook.com/kamilbayar 

twitter.com/drkamilbayar

instagram.com/dr.kamilbayar

youtube.com/kamilbayar

[1] https://www.yuzyillikmarkalar.org