Dünyadaki çoğu insan başarı peşinde koşuyor. Kimi ticari, kimi siyasi, kimileri akademik başarı peşindeyken; kimileri de kariyerinde gelebileceği en üst seviyeyi bir başarı olarak tanımlıyor.

Herkes gibi ben de eğitim sisteminin içerisinde eğitim hayatım boyunca yüksek not almak, yüksek puanlar elde ederek mümkün olan en iyi okullara eğitim almak için “tıpkı bir yarış atı” gibi koştum. Öyle ki bu öğretilen sistemin de iş hayatında aynen devam edeceğini düşünerek iş hayatına adımımı attım.

İş hayatına baktığımda ise, ne patronlar en iyi üniversitelerden mezundu, ne de genel müdür veya üst düzey görevlere gelen insanlar akademik olarak çok iyi bir geçmişe sahiplerdi. İşte bu noktada aklımıza bazı soruların gelmesi çok normal:

  • Bu kadar okul veya sınav birincileri nerede?
  • Madem akademik başarı önemli, peki neden akademik başarısı olmayanlar üst noktadalar?
  • IQ testleri neden yapılıyor? Yoksa bu bir test endüstrisi mi?
  • Başarılı olmak için iyi akademik eğitim almamak mı gerekir? Burada yaman bir çelişki yok mu?
  • Neden patronlar veya zenginler daha az duygulu insanlar? Ya da bize mi öyle geliyor?

Bu tarz soruları eminim kimi zaman sizler de kendinize soruyorsunuzdur. Ben kendi içimde bu tarz delice sorular sorarken, -şanslı olsam gerek- daha iş deneyimimin ikinci yılında o dönem çalıştığım bir şirketin lideri elimize bir kitap tutuşturdu. Bunun adı da; İş Başında Duygusal Zekâ idi.

Araştırdığımda gördüğüm ise; alanında uzman bir psikolog olan Daniel Goleman (https://tr.wikipedia.org/wiki/Daniel_Goleman) diye bir yazarın kitabıydı.

Araştırmalarımı derinleştirdiğimde ise, Goleman’ın Duygusal Zekâ (EQ) kavramını oraya atan en önemli düşünür ve araştırmacılardan birisi olduğunu anladım ve kitaplarını alarak gelişimim için kullanmaya başladım. Goleman’ın Duygusal Zekâ (EQ) ve İş Başında Duygusal Zekâ kitaplarını anlayarak, altını çizerek okumaya çalıştım. Mühendislik eğitimi almış, istatistikle arası çok iyi olan ve neredeyse hard (sert) sol beyinli birisi olarak bana çok iyi gelen bir ilaç olduğunu söyleyebilirim bu iki kitabın.

Tabii öğrendiklerimi zaman içerisinde uygulama gayreti göstererek duygusal zekâmı geliştirmeye çabaladım. Geliştirdim mi bilemiyorum ama hissettiklerime göre ilk noktaya göre on bir yıl içinde oldukça yol aldığımı düşünüyorum.

Haydi gelin bu yolculukta neler öğrendim, biraz göz atalım:

 

Beyin

Fiziksel olarak ağırlığı yaklaşık 2 kilo ve en yakın memeliden 3 kat daha büyük bir kütleye sahip, beyin denen bu kıvrımlı karmaşık organ.

Tüm canlıların hayatını devam ettirebilmesi için çok kritik görevleri üstleniyor ve sürüngenlerden maymuna oradan da insana doğru beyin devreleri arasında bağlantı sayısı sürekli artıyor. En karmaşık beyin sistemi ise insanın beyni. Öyle ki halen daha insan beyninin çok büyük bir oranı gerek özellikleri gerekse çalışma sistemi açısından çözülebilmiş değil.

Kafatasının içindeki o garip kıvrımlı organ aslında tek değil, akılcı ve duyusal olmak üzere iki farklı beyinden oluşuyor. Biz de zannediyoruz ki bizim tek bir beynimiz var. Hayır, bir beynimiz yok;

  • 2 beynimiz,
  • 2 zihnimiz ve
  • 2 de zekâmız var.

 

IQ ( Akademik Zekâ)

Tanımı tam olarak akademik zekâya denk gelen IQ denilen şey ailemizle, anne babamızın zekâsıyla çok ilişkili. Daha doğduğumuz günlerde ölçülmesi için bir sürü çaba sarf ettiğimiz IQ değeri aslında bir eşik değere sahip ve başarıyı da garantilemiyor. Satranç, sudoku veya çeşitli beyin geliştirici oyunlar oynasak da gelişmesi noktasında bir arpa boy yol aldıramıyoruz kendisine.

İşe girerken çok işe yarıyor, bizi diğer adayların önüne geçebilmek için kurtarıcı oluyor fakat iş hayatında yukarı doğru çıktıkça IQ’nun değeri azalıyor, onun yerini EQ (Duygusal Zekâ) denilen bir şey alıyor.

Dahası IQ; zenginliği de saygınlığı da mutluluğu da garanti etmiyor.

Her ne kadar okulda yüksek not almamıza, işe girerken öne çıkmamıza yardımcı olsa da hayattaki toplam başarının sadece %20’si IQ yani akademik zekâ ile ilgili.

Bununla ilgili Harvard mezunu 95 öğrencide yapılan uzun süreli bir araştırmaya göre yüksek IQ’luların daha az maaş aldıkları, okuldan sonra hayatlarında daha az başarı elde ettikleri sonuçlarına ulaşılmış.

Bunun yanı sıra 1950-1994 arasında California Üniversitesi’nden mezun 80 öğrenci 40 yıl sonra incelendiğinde EQ’nun, IQ’dan 4 kata daha önemli olduğu sonucuna bilimsel olarak ulaşılmış durumda.

 

EQ (Duygusal Zekâ)

Araştırmalara göre iş yaşamında liderlikle en çok ilişkili konuların başını Duygusal Zekâ (EQ) çekiyor. EQ, liderlerde aranan en önemli yetkinliklerden ve kimin lider veya yönetici olacağına veya olamayacağına EQ karar veriyor. Yöneticilikte önemli olan ekibi yönetme becerilerinde EQ’nun, ekiple olan iletişimi güçlendirdiği bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Aynı zamanda duygusal zekâ sayesinde çalışanlarla yönetici arasında bir bağ oluşması mümkün olurken, kişiler karşısındakilerin duygu ve düşüncelerini bu sayede anlayabiliyor.

Duygusal zekâ iş hayatında bir ayrıştırıcı görevi de üstleniyor. İyi patronla kötü patronu, vasat liderle başarılı lider arasındaki temel farkı ortaya koyan da yine EQ.  Dahası işten atılan CEO’ların birçoğunun EQ eksikliğinden kaynaklı işinden olduğu aktarılıyor.

EQ’nun ana bileşenleri olarak bilinen öz güven, öz bilinç, empati, öz denetim ve ilişki yönetim bu başarıda önemli görevler üsteniyor. Bunların içerisindeki empati konusu ise yüksek EQ’da oldukça hayati bir görev üstleniyor. Goleman’a göre duygusal zekası yüksek insanlar kendisini motive edebiliyor, içgüdüsel duygularını kontrol edebilir, empati yetisi güçlü, sosyal becerilerde oldukça başarılı.

IQ, skorlarla, birileri ile kıyaslamalarla ilgilenirken; EQ, iş yaşamımızda ne kadar akıllı olduğumuz veya  eğitimimizle ilgilenmiyor. EQ; kendimizi, birbirinizi ne denli başarılı bir şekilde yönettiğimizle ve ekip içinde nasıl çalıştığımızla ilgilenir. Gerek ekibi kurmak ve yönetmek, gerekse ekip üyesi olarak ahenk içerisinde çalışmak da EQ ile ilgili.

Toplumda suç olaylarının, depresyonun, kadın cinayetlerinin, silahlanmanın hatta savaşların da kök nedeni EQ eksikliğinden kaynaklanıyor. Bu konunun farkına varan ülkeler veya şirketler buna yatırım yapmaya devam ediyor. ABD’de her 5 şirketten 4’ünün çalışanlarının EQ’sunu yükseltmeye çalıştığına dair aktarımlar yapılıyor.

Zekâ konusunda erkek ve kadınlar arasında bir üstünlük yok. Fakat araştırmalara göre; kadınlar yaradılışları gereği duygularından daha fazla haberdar, daha iyi empati kurabiliyor, kişilerarası ilişkilerde daha güçlüler. Erkeklerse daha emin ve iyimser, daha uyumlu ve stresle başa çıkabilme konusunda daha başarılılar. Özetle; EQ açısından cinsiyetin herhangi bir önemi yok.

Bir işin karmaşıklık seviyesi ile EQ arasında pozitif korelasyon olduğu biliniyor. Yani yapılan işin karmaşıklık seviyesi veya yönetilen ekiplerin sayısı ne kadar çok artıyorsa EQ o kadar önem kazanıyor. Yapılan iş ne kadar basit ve sıradan ise, EQ’ya olan ihtiyaç o denli azalıyor.

EQ ile ilgili ilginç bir detay da şu; refah düzeyi arttıkça EQ daha çok öne çıkarken, refah arttıkça EQ’da azalmalar veya gelişmemezlik meydana geliyor. Yani, zengin ve refah seviyesi yüksek toplumlarda EQ konusunda ilerlemelerden bahsederken, toplumun çoğunluğu fakir veya düşük gelir grubunda ise buralarda duygu eksikliğinden, düşük empatiden, yüksek suç oranlarından bahsetmek mümkün.

Bu konuyu benim gibi ilk defa duyanların, EQ’mu nasıl ölçerim diyenlerin olduğunu düşünüyorum. Fakat ne yazık ki bir insanın IQ puanı hesaplanıyorken EQ puanını ortaya koyacak herhangi bir test veya yöntem geliştirilmiş değil.

EQ için uygulamalar, vakalar veya olaylardan hareketle sergilenen tutum ve davranışların izlenmesi şeklinde bir kanıya varılabilen bir metotla ilerlenmek zorundayız.

Araştırmalara göre yeni jenerasyonda EQ eksikliği yüksek seviyelerde. Yeni jenerasyon daha yalnız, daha bunalımlı, daha öfkeli. Gençler büyüklerine göre daha sinirli, daha çok endişeli, daha çok güdüsel ve daha saldırgan oldukları için ileride bunların çalışan veya yönetici olması durumunda bazı sorunların ortaya çıkacağını şimdiden öngörmek hiç de zor değil.

Çocukların EQ’sunda her geçen yıl kötüleşmemesi içim  ailelerden öğretmenlere, eğitim sistemi kurgulayıcılarından uygulayıcılara kadar herkese çeşitli görevler düştüğü de çok açık.

Özetle, akademik başarıdan daha öte, hayat boyu toplam başarıya bakıldığında ve iş hayatında da diğer alanlardaki sürdürülebilir başarı için IQ değil, EQ’nun daha önemli olduğu kanıtlanmış durumda.

Her ne kadar duygusal zekânın gelişimi daha doğum yıllarından itibaren başlasa da yaş, aile ve çevrenin etkisiyle gelişim gösterse de EQ konusunda farkındalıkla başlayan bu süreç, planlı bir şekilde gelişimi için çaba sarf edilirse gelişebilir bir özellik olduğunu bilmek gerekiyor.

 

Dr. Kamil BAYAR

www.kamilbayar.com

www.viaconsulting.co

www.viaacademy.co

facebook.com/kamilbayar

twitter.com/drkamilbayar

instagram.com/dr.kamilbayar

youtube.com/kamilbayar