Mühendislik Eğitiminde Ne Öğretilmez?

Sahi! Mühendislik Eğitiminde Ne Öğretilmez?

Tam olarak ne iş yaptığını bilmeseler de ülkemizdeki çoğu ebeveyn oğlunun veya kızının mühendis olmasını ister. Bu düşünce; olmayan karizmasından mı, çok para kazanacağı düşüncesinden mi, doktorluk mesleğine denk olduğu düşüncesinden mi geliyor bilmem, bu meslek dalları toplum arasında hala çok popüler.

Mühendislik eğitimi almış, mühendis yöneticilerle çalışmış, mühendis çalışanları yönetmiş birisi olarak kendime şu soruyu sormak istedim: ‘Mühendislik eğitiminde mühendislere ne öğretmezler?’ Bu sorunun cevabı benim için çok anlam ifade etmese de eminim benden sonra gelen genç meslektaşlarıma katkı sağlayacaktır.

Sahi mühendislere bizim ülkemizde ne öğretilmiyor? Veya öğrenmiyorlar?

Mühendislik Mesleğini İcra Etmenin Zorluğunu

Şunu baştan kabul edelim; Türk toplumu olarak biz, “sanayi devrimini pas” geçtik. Geçtiğimiz sonucu tartışmalı olsa da tarım toplumundan doğrudan bilgi veya bilişim toplumuna geçiş yaptık. Hal böyle olunca bu arada yaşanılması gereken birçok şeyi yaşamadık ve şu an bazılarını hayal dahi edemiyoruz.

Ekonomik olarak güçlü, eğitimli ve refah seviyesi yüksek ülkelere baktığımızda şu gerçeği çok açık bir şekilde görüyoruz: “Bir ülkede sanayi yani üretim alanı olmaz ise o ülke gelişemez ve doğal olarak mühendisleri de aç kalır”(Aç kalma konusu tabi ki karnı aç dolaşmak anlamında değil de, bilgi ve donanımını kullanarak iş bulma, daha iyi şartlarda yaşam sürme olarak anlaşılmalıdır).

Bunu daha iyi anlamak için Almanya örneğini kafanızda canlandırın. Almanya’yı Almanya yapan özellik veya ana strateji acaba ne? Neden Alman makinaları, arabaları veya mekatronik içerikli ekipmanları çok sağlam veya daha dayanıklıyken diğerleri geride kalıyor? Neden Alman ekonomisi krizler karşısında dimdik dururken bizim gibi ülke ekonomileri kriz sözünden bile hemen etkileniyor? Almanya’yı anlamak aslında o kadar zor değil. Uzun vadeli bakış açısına sahip ülke yöneticilerinin yanı sıra disiplin temelli “mühendislik bakış açısı” toplumu şekillendirmiş olup toplum bunu bir yaşam tarzı olarak icra etmekte. Bunun sonucunda okulunu bitiren mühendisler ve eğitimli gençler rahatlıkla çalışma alanı bulabilmekte ve ülkesinin başarısına katkı sağlayarak kendisinden sonra gelenlere miras bırakmaktadır.

Gelelim can alıcı soruya: Ya bizde durum nasıl? Çok eleştirel olacak biliyorum ama şu bir gerçek; maden mühendisi maden, ziraat mühendisi tarım sektöründe, makina mühendisi atölyesinde, elektronik mühendisi fabrikalarda katma değerli işler yapacak yaşam alanı bulmakta zorlanıyor. Endüstri Mühendisleri mi? Onlardan bahsetmiyorum bile! Ne yazık ki onlar patronlara veya topluma “hala ne iş yaptıklarını anlatmaya çalışmakla meşguller” (ben de dahil). Bunların arasında şanslı olan mühendislik dalları yok mu? Düşünün bakalım kim bu şanslı (şimdilerde) azınlık. İnşaat Mühendisleri olabilir mi?

Ticaretin Mühendislikten Büyük Olduğu

Orta Anadolu’da bir söz vardır: “Kafası basana ticaret yaptırılır, basmayan ise okutulur” diye. Bu cümle her ne kadar şaka ile karışık söylenegelse de, ülkemizdeki gerçek hayat gösteriyor ki; ticaretle uğraşmak insana daha fazla para kazandırıyor ve kapitalist düzenin bir çıktısı olarak; para güç haline gelerek paralı bilgiliyi ezebiliyor. Yeterinde eğitim alamamış ama pratik zekası ve risk alma yeteneğiyle girişimcilik yapmış patronlarımız kimi zaman eğitimli mühendisler üzerinde ego tatmini denemeleri yaptığı görülebiliyor. Hal böyle olunca öğrendiklerini uygulamak isteyen genç mühendislerde basiretsiz tacirler karşısında üretkenliği yitirirken imkanı olanlar beyin göçü akımına kapılabiliyor. Peki daha iyi hayat sunmadığını nereden mi çıkardım? Bunu anlamak için bir ömür mühendislik mesleğini icra etmiş ama “büyük bir şehirde üç oda bir salon ev bile alamamış bir mühendis” ile karşılaşırsanız bu sorunun cevabını hemen anlayacaksınız diye düşünüyorum.

Yaptığı İşi Pazarlaması Gerektiği

Mühendislik bölümünü kazanmak veya eğitiminden geçmek oldukça zordur. Mühendis olmak sanki çok ayrıcalıklı bir şeymiş gibi bizi yetiştiren toplumun sayesinde “istemeden de olsa kimi zaman vazgeçilmez, kimsenin yapamadığı şeyleri yaptığımız yanılgısına kapılabiliyoruz”. Hal böyle olunca iş hayatında kimsenin çözemediği problemleri çözmek, gece gündüz çalışmak ve “ben işimi yapıyorum beni illaki görürler” diye düşünürken bir gün bir bakılıyor; bir tane bile başarılı projeye imza atmamış birileri başarılıların üzerinize basarak kariyer merdivenini tırmanabiliyor. Geriye dönüp bakıldığında ne görüyoruz?: “Yapılan işi yeterinde pazarlayamamasını”. Burada vurgulanmak istenen işinizi gereğinden fazla abartarak anlatmak değil, en azından sonuçlarını çeşitli görsel veya sözlü metotlarla birilerine yeri ve zamanı gelince yalın bir şekilde anlatmaktır. İddia ediyorum bu konu mühendislere pek anlatılmıyor. Veya anlatanlarda bunun farkında değil. Haksız mıyım?

İş Hayatında “İnsan Diye Bir Şey” Olduğu

Beni tanıyanlar veya çeşitli seminerlerime denk gelenler benden şu cümleyi çoğu kez duymuşlardır: Okulda bize program kodlamayı, optimizasyonu, simülasyonu, korelasyonu veya fayda maliyet analizini öğrettiler ama “iş hayatında insan diye bir şey olduğunu” ve “işleri makinalar değil insanlarla yapılacağını” öğretmediler diye.

Gerçekten de öyle değil mi? Bizlere okullarda öğretilenler iş hayatının çok küçük bir kısmı. Bunu klasik bir buzdağı örneğine benzettiğimizde; mühendislere öğretilenlerin buz dağının görünen kısmı, görünmeyen kısmı ise iş ile ilgili değil insanlarla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Buz dağının görünmeyen kısmı ne demek mi? Fikirleri veya projelerini hayata geçirebilmek için gerekli olan insanların ikna etmek, sunum yetenekleri, insanları etkilemek, kurum kültürünü veya formal olmayan yapıları anlamak diye çoğaltabiliriz.

Beynin Sağ Lobunun Ne İşe Yaradığı

Mühendislere öğretilmeyen diğer önemli bir konuda; insan beyninin iki loba sahip olduğu, mühendislik mesleğinin beynin sol lobu (IQ) ile kazanıldığı ama iş hayatında başarının beynin sağ lobu ile kazanıldığı gerçeğidir.

Garip olan ise beynimizin sağ tarafında bulunan bu lobun ne işe yaradığının tam olarak anlatılmadığı gerçeğidir. Peki ne var bu beynin sağ lobunda? Liderlerde, CEO’larda, başarılı insanlarda belirgin bir şekilde görülen duygusal zeka (EQ) veya sosyal zeka, duygu, his gibi önemli konular.

Hangi mühendise sorarsanız sorun eminim kariyer planında yöneticilik olduğunu göreceksiniz. Benim üzerinden durmak istediğim gerçek ise; mühendislerin yönetici unvanını aldıktan sonra “insanları nasıl daha verimli yönetecekleri veya onlara nasıl liderlik edecekleri” konusudur.

Meslektaşlarım bana kızmasın ama ne yazık ki ülkemizdeki çoğu mühendis, kendisini yönetenlerin yönetim tarzlarını beğenmezken, kendisi yönetici olduğunda çalışanlarını beynin sol lobunun ağırlığıyla yönetmeye yeltenir. Dahası “çalışanlarının kendisi gibi olması gerektiği veya ayna misali kişide kendisini görmeye çalışma hatasına” düşebilir.

Bahsettiğim bu konularda kendimi çok başarılı görmediğimi biliyor ama en azından farkındalığımın olduğunu biliyorum. Kaleme aldığım bu konuyu kaleme alırken araştırmalarımdan, okuduklarımdan veya yaşadıklarımdan esinlendiğimi belirtmeliyim. Gerçek ise; savunduğum bu maddelerin şimdiye kadar beni hiç yanıltmadığıdır.

  • Posted by kamilbayar
  • 1 Comments
  • 0 likes
Tags: Endüstri Mühendisi, mühendis, mühendislik eğitimi

1 Comments

Tarık Selcik
Konuya ilişkin haklılığınızı çoğu kez kanıtlanmış ya da başka çevrelerden haklı olduğunuz yönünde hikayeler duymuşsunuzdur. Ben de ufak bir katkı sağlamak istedim konunuza. Ben liseden sayısal bölümünden mezun oldum. Bizim dönemimizde lisede cep telefonları çok yaygın değil ve pahalıydı. Bunun dezavantajı olarak çoğu lise arkadaşı ile bağımız kopmuştu. Ben sayısalcı olmama rağmen işletme okumayı tercih ettim. Çoğu arkadaşım şaşırmış, şaşırmaktan öte pek ciddiye de almamışlardı. Zaten niye ciddiye alsınlar ki babama 9 Eylül Ün. işletme bölümünü kazandığımı söylediğimde beni hiç ciddiye almamıştı. Yıllar sonra lise arkadaşlarımdan biri ile karşılaştım. Kendisi makine mühendisliğinden mezun olmuş ve iş arıyordu. Bana o karşılaşmamızda (kısacık konuşmada) işimi sordu. Ben de maliye bakanlığında müfettişim dedim ve bana şunu söyledi. Biz üni.de okurken işletme okuyan arkadaşları ciddiye almaz, boş okuduklarını söylerdik. Fakat gel gör ki şimdi onlar her yerde (devlet de dahil) istihdam ediliyorlar. Ancak bizim istihdam alanımız çok dar. Sizin de değindiğiniz gibi Türkiye sanayi devrimini kaçırdı. Mühendislerimizi istihdam edebileceğimiz iş sahalarımız çok az. Büyümemiz tamamen rant ekonomisi üzerine dayalı olarak ilerliyor. Ufak-tefek atılımlar olmakla birlikte cılız adımlar, yeteri olduğu kanaatinde değilim. Haricen bizim neslimizin anne-babası çoğunlukla çocuğum mühendis, doktor olsun derdi. Benim babam da doktor olmamı isterdi. Bu alışkanlıklardan artık vazgeçilmekle birlikte tek tük de olsa devam etmektedir. Bunlarla birlikte sizin diğer hususlarla ilgili tespitleriniz oldukça yerinde elinize sağlık.

Leave Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir