Dikkat! BÜYÜME TUZAĞI VAR! Basit Bir Stratejik Hata Örneği

Herkeste bir büyüme arzusudur gidiyor. Gerek patronların gerekse başta CEO’lar olmak üzere üst düzey yöneticilerin aklının bir ucunda hep şu düşünce vardır: Büyümeliz!

Büyüme strateji denilince aklıma, yönetim gurusu Michael Porter’in Büyüme Tuzağı yaklaşımı gelir. Bu yaklaşım şöyle der; Yöneticiler, şirketlerini hep büyütmek isterler. Bunlar, büyüme hayali peşinde koşarken verdikleri ödünler ve yaşanan tutarsızlıklar nedeniyle orjinal ürün ya da hizmetlerinden uzaklaşırlar, hatta kendi müşteri kitlesinin beklentilerini öylesine ikinci plana atarlar ki, yüksek ciro uğruna ellerinde tuttukları rekabet avantajını da kaybeder.

Bu yaklaşımı örnekle somutlaştırmak gerekirse; güvenilir ve kaliteli çamaşır makinesine odaklanmış ve bu alanda ün yapmış bir markanın sektörün rüzgarından etkilenerek, bayilerinden ve etraftan gelen baskılara da bağlı olarak ürün yelpazesini genişletir. Firma çamaşır makinesine ek tüm beyaz eşya ürünlerine hatta küçük ev aletleri sektörüne giriş yaparak ürün gamını oldukça artırır. Piyasaya hakim olmaya, ürün çeşitliliğine ve irili ufaklı marka sayısının artmasına odaklanan firma geriye dönüp baktığında yüksek cirosuna rağmen karlılığının büyük kısmının yine çamaşır makinesinden geldiğini görmesi şeklinde düşünebiliriz.

Büyüme tuzağına düşen ülkeler sıralaması yapılsa sanırım Türkiye olarak ilk sıralarda yerimizi hemen alırız.

Patronlarımız mevcut işini kurumsal yaklaşım temelinde layıkıyla yapmak, yapacak profesyonelleri isdihdam etmek yerine, yeni alanlara bilinçsizce girme konusunda oldukça mahirdirler. Bu yeteneğimizi daha iyi anlamak için etrafımızdaki sözüm ona bazı holdinglere veya birden fazla işle uğraşan firmalara bakmamız yeterli olacaktır. Zira, üretim alanında başarılı firmalamız üretim işine odaklanmak, alanından yapabileceğinin en iyisini yapmak, araştırma geliştirmeye kafa yorarak ilişkili genişleme stratejisi izlemek yerine sırf popüler diye kazançlarını inşaat, hayvancılık veya enerji gibi hiç bilmedikleri alanlara aktarabiliyorlar. Peki sonuç ne oluyor? Çoğunlukla hüsran.Bu durum, sadece üretim firmalarına has bir durum da değil, bu gibi uygulamalar farklı sektörlerde faaliyet gösterenler için de geçerli. Bu tarz stratejik kararların ardından ne yatıyor diye baktığımızda; temelinde hesapsız büyüme arzusunun yattığını görebiliyoruz. Sanılıyor ki, daha fazla sektörde faaliyet gösterildiğinde daha güçlü olunur, karlılığı yüksek alandaki başarılar her alanda benzer şekilde devam eder.

Eğer büyüme kararı, şirketin güçlü yönleri ve fırsatlarından hareketle tüm boyutları düşünülmüş planlı bir şekilde alınıyorsa sorun yok. Fakat ülkemizdeki stratejik uygulamalara, ömrü daha ikinci kuşağa bile ulaşmayan şirket sayılarımızın azlığına, en ufak krizde bile batma tehlikesi yaşayan kurumlarımıza baktığımızda kararların pekte uzun vadeli bakış açısıyla alınmadığını görebiliyoruz.

Hayallerin esiri olup, mümkün olduğunca daha fazla büyüme arzusuyla, yüksek cirolar elde ederek piyasada ciddi pazar payına sahip olmak her zaman doğru bir strateji değildir.

İster patron, ister tüccar isterse işletmecilik bakış açısıyla bakın asıl başarı; artan ve sürdürülebilir karlılıktır. Unutulmamalıdır ki; Bir şirket yüksek cirolarla az kar yapabildiği gibi, düşük ciroyla da yüksek kar elde edebilir.

Elbette, güçlenmek, olası riskleri minimize etmek, tüm yumurtaları aynı sepete koymamak adına çeşitlendirme stratejileri de uygulanmalıdır fakat bunun hesaplı ve planlı olması sürdürülebilir başarı için şarttır.

Patronların ve profesyoneller şu soruyu kendilerine tekrar sormalıdır: Yüksek ciro mu? Yüksek kar mı? Yoksa her ikisi de mi?

Unutmayın, cevabınıza göre stratejileriniz değişecektir

  • Posted by kamilbayar
  • 0 Comments
  • 0 likes
Tags: büyüme, büyüme tuzağı, çeşitlendirme stratejisi, ciro, genişleme stratejisi, güçlü yönler, karlılık, micheal porter, strateji, stratejik hata, stratejik karar, stratejik planlama

0 Comments

Leave Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *